22 Ekim 2017 Pazar

Leyla ve Mecnun

Leyle ve Mecnun Hikayesi önemlidir. 20. yazımız şerefine herkese selam olsun der Şair ilk olarak 1925 yılında Heyecan ve Sükun Dergisinde yayımladığı bu şiirinde gönlünde beş sene misafir ettiği sevgilisinin kendinden ayrılmasına ettiği isyanı bizlere yansıtıyor. Şiirdeki aşk adeta ölümüne bir aşk, son derece yüksek perdeden sevgiliye sesleniyor. Dini duygular, inançlar bile aşkın önüne geçemiyor, aşk şairi öylesine kör etmiş ki şiirin son bölümünde aşık aşkından canavarlaşıyor. Belki de sevgili bu kadar sevilmekten bıkmış olabileceği, bu aşkı kaldıramıyor olabileceği için aşıktan firar etmiş olabilir. Sevgilinin küfrü bile dini gibi mukkaddes görülüyor. Sevgiliye kafir diyenlere karşı Hakka bile diş bileniyor.

"Mecnûn ki “La ilahe illa!” der idi
Teklif-i visal eyleseler la der idi
Şol mertebe meftûn idi Leyla’sına kim

Mevlâ diyecek mahalde Leyla der idi"   dizelerinde gördüğümüz durum Firari şiirinde de kendisini gösteriyor. Mecnun, La ilahe illa.. dedikten sonra susuyor, devamını getirmiyor. Kavuşma teklifi ettiklerinde hayır diyor, Leyla' ya olan aşkı ile kafası o kadar dolu ki; Mevla diyeceği yerde Leyla diyor. Şiirin ilk mısrasında La ilahe illa deyip susması, devamını getirmemesi ve son bölümde Mevla diyeceği yerde Leyla demesiyle, beşeri aşkın ilahi aşkın üzerine çıkması ile Faruk Nafiz ÇAMLIBEL' in Firari şiiri benzerlik gösteriyor.(Aşağıdaki videoda şiirin seslendirilmiş halini dinleyebilirsiniz) haydi hayırlı işler...

21 Ekim 2017 Cumartesi

20. Yazı Şerefine

20. yazımız şerefine herkese selam olsun der Şair ilk olarak 1925 yılında Heyecan ve Sükun Dergisinde yayımladığı bu şiirinde gönlünde beş sene misafir ettiği sevgilisinin kendinden ayrılmasına ettiği isyanı bizlere yansıtıyor. Şiirdeki aşk adeta ölümüne bir aşk, son derece yüksek perdeden sevgiliye sesleniyor. Dini duygular, inançlar bile aşkın önüne geçemiyor, aşk şairi öylesine kör etmiş ki şiirin son bölümünde aşık aşkından canavarlaşıyor. Belki de sevgili bu kadar sevilmekten bıkmış olabileceği, bu aşkı kaldıramıyor olabileceği için aşıktan firar etmiş olabilir. Sevgilinin küfrü bile dini gibi mukkaddes görülüyor. Sevgiliye kafir diyenlere karşı Hakka bile diş bileniyor.
"Mecnûn ki “La ilahe illa!” der idi
Teklif-i visal eyleseler la der idi
Şol mertebe meftûn idi Leyla’sına kim

Mevlâ diyecek mahalde Leyla der idi"   dizelerinde gördüğümüz durum Firari şiirinde de kendisini gösteriyor. Mecnun, La ilahe illa.. dedikten sonra susuyor, devamını getirmiyor. Kavuşma teklifi ettiklerinde hayır diyor, Leyla' ya olan aşkı ile kafası o kadar dolu ki; Mevla diyeceği yerde Leyla diyor. Şiirin ilk mısrasında La ilahe illa deyip susması, devamını getirmemesi ve son bölümde Mevla diyeceği yerde Leyla demesiyle, beşeri aşkın ilahi aşkın üzerine çıkması ile Faruk Nafiz ÇAMLIBEL' in Firari şiiri benzerlik gösteriyor.(Aşağıdaki videoda şiirin seslendirilmiş halini dinleyebilirsiniz) haydi hayırlı işler...

Biricik Oğluma.

           Şair ilk olarak 1925 yılında Heyecan ve Sükun Dergisinde yayımladığı bu şiirinde gönlünde beş sene misafir ettiği sevgilisinin kendinden ayrılmasına ettiği isyanı bizlere yansıtıyor. Şiirdeki aşk adeta ölümüne bir aşk, son derece yüksek perdeden sevgiliye sesleniyor. Dini duygular, inançlar bile aşkın önüne geçemiyor, aşk şairi öylesine kör etmiş ki şiirin son bölümünde aşık aşkından canavarlaşıyor. Belki de sevgili bu kadar sevilmekten bıkmış olabileceği, bu aşkı kaldıramıyor olabileceği için aşıktan firar etmiş olabilir. Sevgilinin küfrü bile dini gibi mukkaddes görülüyor. Sevgiliye kafir diyenlere karşı Hakka bile diş bileniyor.
"Mecnûn ki “La ilahe illa!” der idi
Teklif-i visal eyleseler la der idi
Şol mertebe meftûn idi Leyla’sına kim

Mevlâ diyecek mahalde Leyla der idi"   dizelerinde gördüğümüz durum Firari şiirinde de kendisini gösteriyor. Mecnun, La ilahe illa.. dedikten sonra susuyor, devamını getirmiyor. Kavuşma teklifi ettiklerinde hayır diyor, Leyla' ya olan aşkı ile kafası o kadar dolu ki; Mevla diyeceği yerde Leyla diyor. Şiirin ilk mısrasında La ilahe illa deyip susması, devamını getirmemesi ve son bölümde Mevla diyeceği yerde Leyla demesiyle, beşeri aşkın ilahi aşkın üzerine çıkması ile Faruk Nafiz ÇAMLIBEL' in Firari şiiri benzerlik gösteriyor.(Aşağıdaki videoda şiirin seslendirilmiş halini dinleyebilirsiniz) ortada herhangi bir video olmasa siz kendi şiirinizi seslendirip videoya allabilirsiniz. benim neşem canım neeşem beni al kollarına sen benim canım oğlumsun.

Sevda Üstüne

Sevda üstüne...Ve bu saf ve mâsum tabiatın sîne-i müşfikinde (ana kucağı) bizim için yeni başlayan bu hayat,- ah, bu hakikate iktirân (yaklaşmak)  etmeyecek hayat-ı muhayyel!- Bilhassa
bu hayat-ı mu’azzez (yüce) hepsinden yeni, hepsinden saf ve tabii idi.
Köyümüzü sahilin en şirin, en sevimli bir noktasında intihâb (seçmek) etmiştik. Adamızı ihata (kuşatma) eden
bahr-i hurûşânın (coşkun deniz) heybetli dalgaları bizim sahilimize gelinceye kadar ilerideki kayalara çarparak
kırılırdı. Ve birer elmas gibi parlayan beyaz, temiz kumlarımızı hafif hışırtılarla tehziz (titreme) ettiği zaman,
zannederdik ki bu ummân-ı bî-payan (sonu olmayan deniz) şu ıssız sahilin hep bir hiss-i uhuvvetle (kardeşlik hissi) birleşen garîbü’ddiyar
mihmanlarına (misafir) bir terâne-i tebrik( boş bir tebrik) ve teşci’(yüreklendirme) ihda ediyor. (hediye etmek)"
Bu eserle ilgili daha fazla yorum, bilgi ve ilim sahibi olabilmek için Osmanlı Türkçesini yani Osmanlıca’ yı çok iyi bilmeniz gerekmektedir. Eğer sizler Osmanlı Türkçesi ile haşir neşir olmaz iseniz bu ve bunun gibi diğer metinleri anlamakta güçlük çekersiniz. Bu durum aşikardır. Ayrıca kuvvetle muhtemel ki dedelerimizin ninelerimize yazmış olduğu mektupları da okuyamazsınız. Benden sizlere sadece tavsiye niteliğinde olabilecek bir durum şudur. Kesinlikle ve kesinlikle eski yazıyla yani eski metinle yazılmış olan tüm eserleri arayıp bulmanız, aramadan sormadan, emek vermeden hiçbir şey olmaz. Ne demiş atalar nur içinde yatalar emeksiz yemek yok. Emeksiz yemek olmaz. Evliya Çelebi ne demiş besmelesiz taam yime demiş, kim demiş bu sözleri dikkat etmek lazım. Na mümkünü mümkün yapmak na mümkündür. Diğer yazılarımızda ve şiirlerimizde ve denemelerimizde ve öykülerimizde ve manzumelerimizde görüşmek üzere sevda ile kalın. Aşk ile kalın, sağlıcakla kalın.

Günümüz Gazeteleri

Gazeete ve dergilerde Türk Halk Edebiyatı Nedir, Türk Halk Edebiyatının Özellikleri Nelerdir, Türk Halk Edebiyatı ve Servet-i Fünun Edebiyatına Etkileri Nelerdir diye bir çok köşe yazısı vardır? Önceleri yemyeşil vadileri, yağmur ormanları ile Yeni Zelanda' ya yerleşme fikrine kapılan sanatçılar daha sonra Manisa' nın Sarıçam İlçesine yerleşme planları yapmışlar ancak çeşitli sosyo-ekonomik nedenlerle bu fikirlerini hayata geçirememişlerdir. Hayata geçmeyen/geçemeyen bu başka coğrafyalara yerleşme hali artık öyle bir hal almış ki ütopyaya dönüşmüştür. Öyle ki; Tevfik Fikret ' in Ömr-i Muhayyel Şiriinde tasarlanmış, hayal edilmiş bir yer anlatılmış ve bu hayal edilmiş yerde yaşama arzusu şiirin tamamını kapsamıştır. 
      Aşağıda Servet-i Fünun sanatçılarından Hüseyin Cahit YALÇIN' ın yazmış olduğu Yeşil Yurt / Hayat- ı Muhayyel isimli öyküden küçük bir kesiti Osmanlı Türçesi ile yazılmış hali ile birlikte sizlerle paylaşacağım.

Hayat-ı Muhayyel' den:
"Bu şimdiki âlemlerden pek uzaklara gitmiştik; mâzi ile aramızda ebedi fırtınalarla
cenkleşen büyük denizler vardı. Şimdi her şey yeni idi: Hattâ kalplerimiz, hislerimiz, hattâ ilk
günlerde kubbe-i saf ve laciverdîsi altında misafir olduğumuz sema-yı mükevkeb (yıldızlarla dolu gözkyüzü) bile yeni idi.
     Çimenlerini çiğnediğimiz topraklar, ufuk üzerinde teressüm (resimle, biçimlendirme) ettiğini gördüğümüz ormanlar, rehgüzârımızı (geçit- güzergah) ta'tîr (güzel kokular) eden çiçekler bile yeni, bâkirdi. Ve bu saf ve mâsum tabiatın sîne-i müşfikinde (ana kucağı) bizim için yeni başlayan bu hayat,- ah, bu hakikate

Senden Benden

Dağlarını ve Çimenlerini ve de taşlarını çiğnediğimiz topraklar, ufuk üzerinde teressüm (resimle, biçimlendirme) ettiğini gördüğümüz ormanlar, rehgüzârımızı (geçit- güzergah) ta'tîr (güzel kokular) eden çiçekler bile yeni, bâkirdi. Ve bu saf ve mâsum tabiatın sîne-i müşfikinde (ana kucağı) bizim için yeni başlayan bu hayat,- ah, bu hakikate iktirân (yaklaşmak)  etmeyecek hayat-ı muhayyel!- Bilhassa
bu hayat-ı mu’azzez (yüce) hepsinden yeni, hepsinden saf ve tabii idi.
Köyümüzü sahilin en şirin, en sevimli bir noktasında intihâb (seçmek) etmiştik. Adamızı ihata (kuşatma) eden
bahr-i hurûşânın (coşkun deniz) heybetli dalgaları bizim sahilimize gelinceye kadar ilerideki kayalara çarparak
kırılırdı. Ve birer elmas gibi parlayan beyaz, temiz kumlarımızı hafif hışırtılarla tehziz (titreme) ettiği zaman,
zannederdik ki bu ummân-ı bî-payan (sonu olmayan deniz) şu ıssız sahilin hep bir hiss-i uhuvvetle (kardeşlik hissi) birleşen garîbü’ddiyar
mihmanlarına (misafir) bir terâne-i tebrik( boş bir tebrik) ve teşci’(yüreklendirme) ihda ediyor. (hediye etmek)"
Bu eserle ilgili daha fazla yorum, bilgi ve ilim sahibi olabilmek için Osmanlı Türkçesini yani Osmanlıca’ yı çok iyi bilmeniz gerekmektedir. Eğer sizler Osmanlı Türkçesi ile haşir neşir olmaz iseniz bu ve bunun gibi diğer metinleri anlamakta güçlük çekersiniz. Bu durum aşikardır. Ayrıca kuvvetle muhtemel ki dedelerimizin ninelerimize yazmış olduğu mektupları da okuyamazsınız. Benden sizlere sadece tavsiye niteliğinde olabilecek bir durum şudur. Kesinlikle ve kesinlikle eski yazıyla yani eski metinle yazılmış olan tüm eserleri arayıp bulmanız, aramadan sormadan, emek vermeden hiçbir şey olmaz. Ne demiş atalar nur içinde yatalar emeksiz yemek yok. Emeksiz yemek olmaz. Evliya Çelebi ne demiş besmelesiz taam yime demiş, kim demiş bu sözleri dikkat etmek lazım. Na mümkünü mümkün yapmak na mümkündür. Diğer yazılarımızda ve şiirlerimizde ve denemelerimizde ve öykülerimizde ve manzumelerimizde görüşmek üzere, kalın sağlıcak ve esenlikle.

Yüksek Edebiyat

Yukarıda Servet-i Fünun sanatçılarından Hüseyin Cahit YALÇIN' ın yazmış olduğu Yeşil Yurt / Hayat- ı Muhayyel isimli öyküden küçük bir kesiti Osmanlı Türçesi ile yazılmış hali ile birlikte sizlerle paylaşacağım.

Hayat-ı Muhayyel' den:
"Bu şimdiki âlemlerden pek uzaklara gitmiştik; mâzi ile aramızda ebedi fırtınalarla
cenkleşen büyük denizler vardı. Şimdi her şey yeni idi: Hattâ kalplerimiz, hislerimiz, hattâ ilk
günlerde kubbe-i saf ve laciverdîsi altında misafir olduğumuz sema-yı mükevkeb (yıldızlarla dolu gözkyüzü) bile yeni idi.
     Çimenlerini çiğnediğimiz topraklar, ufuk üzerinde teressüm (resimle, biçimlendirme) ettiğini gördüğümüz ormanlar, rehgüzârımızı (geçit- güzergah) ta'tîr (güzel kokular) eden çiçekler bile yeni, bâkirdi. Ve bu saf ve mâsum tabiatın sîne-i müşfikinde (ana kucağı) bizim için yeni başlayan bu hayat,- ah, bu hakikate iktirân (yaklaşmak)  etmeyecek hayat-ı muhayyel!- Bilhassa
bu hayat-ı mu’azzez (yüce) hepsinden yeni, hepsinden saf ve tabii idi.
Köyümüzü sahilin en şirin, en sevimli bir noktasında intihâb (seçmek) etmiştik. Adamızı ihata (kuşatma) eden
bahr-i hurûşânın (coşkun deniz) heybetli dalgaları bizim sahilimize gelinceye kadar ilerideki kayalara çarparak
kırılırdı. Ve birer elmas gibi parlayan beyaz, temiz kumlarımızı hafif hışırtılarla tehziz (titreme) ettiği zaman,
zannederdik ki bu ummân-ı bî-payan (sonu olmayan deniz) şu ıssız sahilin hep bir hiss-i uhuvvetle (kardeşlik hissi) birleşen garîbü’ddiyar
mihmanlarına (misafir) bir terâne-i tebrik( boş bir tebrik) ve teşci’(yüreklendirme) ihda ediyor. (hediye etmek)"
Bu eserle ilgili daha fazla yorum, bilgi ve ilim sahibi olabilmek için Osmanlı Türkçesini yani Osmanlıca’ yı çok iyi bilmeniz gerekmektedir. Eğer sizler Osmanlı Türkçesi ile haşir neşir olmaz iseniz bu ve bunun gibi diğer metinleri anlamakta güçlük çekersiniz. Bu durum aşikardır. Ayrıca kuvvetle muhtemel ki dedelerimizin ninelerimize yazmış olduğu mektupları da okuyamazsınız. Benden sizlere sadece tavsiye niteliğinde olabilecek bir durum şudur. Kesinlikle ve kesinlikle eski yazıyla yani eski metinle yazılmış olan tüm eserleri arayıp bulmanız, aramadan sormadan, emek vermeden hiçbir şey olmaz. Ne demiş atalar nur içinde yatalar emeksiz yemek yok. Emeksiz yemek olmaz. Evliya Çelebi ne demiş besmelesiz taam yime demiş, kim demiş bu sözleri dikkat etmek lazım. Na mümkünü mümkün yapmak na mümkündür. Diğer yazılarımızda ve şiirlerimizde ve denemelerimizde ve öykülerimizde ve manzumelerimizde görüşmek üzere, kalın sağlıcakla.

Hayatın Şirleri

       Roman demek hayat demektir. Hayat Şiirle başlar. Her şey şiirler başlar yadındamır doğduğun günler, sen ağlardın gülerdi alem, öyle bir hayat sür ki ölümün olsun sana hande aleme matem. İnsan ilk doğduğu zaman etrafındakiler güler, ama sen ağlarsın. Her insan bu gelimli gidimli dünyaya ağlayarak gelir. Biz ağlarız sevenlerimiz güler. Sonra ne diyor şiir devamında öyle bir hayat sür ki ölümün olsun sana hande aleme meltem. Ne kadar hariki bir beyit. Öyle bir hayat sürün ki diyor, ölümünüz size cennet bahçesi, hande bahçesi olsun aleme ise matem olsun. Daha bunun üzerine ne söylenebilir ki. Gerçekten harika bir şiir. İnsan doğduğu zaman şiirler doğar.

     Doğarken bir kulağımıza ezan bir kulağımıza kamet okurlar. Dedelerimiz bizi kucağına alır, kamet getirir. Kamet de ezan da şiirdir. Hem de sesli bir şiir. Peki eve gittik annemiz bizi aldı kucağına ne söyledi, uyumamız için. Uyusun da büyüsün nenni, okullara gitsin nenni, uyusun da büyüsün nenni, tıpış tıpış yürüsün nenni, e bebeğime... Şiirdir. Dedik ya hayat bir şiir diye. Devam ediyoruz. Gittik büyüdük dışarda arkadaşlarla oyunlar oynuyoruz. Ne söyleriz manni, tekerleme, bilmece hepsi şiirdir. Biraz daha büyüdük. Okula başladık. Ne yaparız okul şarkıları, şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk yaşasın okulumuz sevinçliyiz hepimiz. Yağ satarım bal satarım ustam ölmüş ben satarım. Şiirdir. Evde temizlik yapan kadınlarımız açar müziği şarkı dinler,
radyo dinler. Şiirdir.

       Efkar basar dertleriniz türkü dinleriz, şiirdir. Eğlence yaparız şarkı türkü şiirdir. Devam edelim. 23 Nisan, 29 Ekim şiirler söyler şarkılar dinleriz. Marşlar söyleriz hep bir ağızdan şiirdir. Şiir hayattır dostlar, askere gideceğiz, şiirdir. Yaylalar yaylalar, bizim oğlan aşıktır dilo dilo yaylalar, komşu kızını zap eyle yaylalar, yaylalar. Bizim oğlan aşıktır. Dilo dilo yaylalar.

Ölüm gelir, arkamızdan sela verirler camiden, şiirdir. Şiirle doğduk şiirle öldük. ?

12 Ekim 2017 Perşembe

Neden Edebiyat?

Edebiyat yazmak, çizmek, okumak, okunmak, okutmak, şiir, roman, öykü, masal, ninni, hikaye, manzume, derleme, mani, hece ölçüsü, aruz ölçüsü, redif, kafiye, uyak, yarım uyak, tam uyak, bilmece her şey edebiyatın içine konusu alanına girer. Bir deneme amaçlı yazmak adına ne varsa hepsini yazacağım, zoru başarıp hedefime ulaşacağım. Yaklaşık  altı yıl önce açılmış olan bu blog sayfasında siteme kazandırmayı başaracağım ve ismini kullanmak istemediğim siteme para kazandıran bu şirketin gerçek yüzünü sizlere göstereceğim. Yaptıkları haksızlık, adaletsizlik, ilgisizlik nedeni ile bu yazıyı yazıyorum. Yazıyı sitemden kaldırmayacağım. Eğer blog sitenizi önceden açtı iseniz şanslısınız maça bir değil iki değil üç sıfır önde başlıyorsunuz. Konunuzun, yazınızın hiçbir önemi yok. Yeterki önceden açılmış bir blog olsun. Yazıya edebiyattan girdim ismini kullanmak istemediğim siteye para kazandıran firmadan çıktım. Yazıyı bilerek ilgisiz alakasız yazıyorum. Hani bir çok yerde efendim işte yazılarınız şöyle olsun, böyle olsun, özgün olsun, kaliteli olsun diyorlar ya inanın hepsi boş. Bir paragrafta yemek tarifi öbür paragrafta şiir bile olsa kimsenin umrunda değil, siteniz eski olsun, içinde abudik kubidik yazılar olsun, niteliği değil niceliği (sayısı) çok olsun o başvurduğunuz, almak istediğiniz ismini anmak istemediğim o üyeliği alırsınız. Umarım ben yanılıyor olur ve bu yazılarla o üyeliği almış olmam ama tahminim beni yanıltmıyorsa malesef haklı çıkacağım.

Çanakkale Şehitlerine

Mehmet Akif Ersoy Çanakkale isimli şiirinde Çanakkale ' de yaşanan muazzam savaşı anlatır. Ortada gerçek bir sebep yoksa savaş cinayettir derler. Keşke böyle bir savaş yaşanmasaydı da böyle bir şiir yazılmasaydı. Ama orada bir kahramanlık destanı yazıldı. Bakın Şiirde ne diyor: Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? 
  • En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, 
  • Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya 
  • Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, 
  • Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
  • Nerde-gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı" 
  • Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi 
  • Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! 
  • Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer 
  • Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. 
  • Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, 
  • Osrtralya'yla beraber bakıyorsun; Kanada! 
  • Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. 
  • Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk. 
  • Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela... 
  • Hani tauna da zuldür bu rezil istila... 
  • Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, 
  • Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil, 
  • Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; 
  • Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,